Çin işi, Japon işi, nedir bu ada işi?

2012/09/23 Dünya damladogan

Çinli bir arkadaşıma ‘Sen sushi de yapabiliyor musun’ diye sorduğumda ‘Japonlar bizim düşmanımız, onların yemeklerini yapmam’ diye çok sert bir azar işitmiştim. İki toplum arasında var olan nefreti en net işte o zaman fark ettim. Şimdi adalar yüzünden yaşanan gerilime ve sokaklara dökülen on binlerce kişiye baktığımda aklıma hep arkadaşımın bu sözleri geliyor. Japonlara böylesine kızgın bir toplumdan farklı bir tepki beklenemezdi herhalde…


29 Eylül, Çin ve Japonya’nın ilişkilerini normalleştirme kararı almalarının 40. yıldönümü..
Ancak ilişkiler bugünlerde pek de ‘normal’ değil.
Zira Çin, büyük organizasyonlarla kutlanması planlanan bu günde yapılacak tüm etkinlikleri iptal etti.
Neden; üzerinde kimsenin yaşamadığı, toplam 7 kilometrekarelik alanı kaplayan bir dizi adacık!
Adaların boyutu küçük ancak önemi büyük…
Bulundukları Doğu Çin Denizi, Çin’de binlerce balıkçının geçim kaynağı.
Sadece balık da değil, bölgede keşfedilen petrol yataklarının büyüklüğü İran ve Irak rezervleriyle denk. Aynı şekilde doğalgaz da öyle…
Öte yandan dünyadaki tüm deniz taşımacılığının özellikle de petrol tankerlerinin yarısı stratejik olarak bu bölgeden geçiyor.

Adalarda Çin – Japonya – ABD egemenliği

Çinliler bu adalar Diaoyü, Japonlarsa Senkaku diyor.
Çinli tarihçilere göre taa 13. yüzyıldan beri adalar onlara ait. O zamanki tarih kitaplarında ve haritalarda adalarda ait bilgiler var. Ancak Japonlar bunu kabul etmiyor.
1895’te Çin ile yaşanan Birinci Çin-Japon Savaşı’nda Japonya galip gelmiş ve bölgenin hakimiyeti onlara geçmişti. Böylece Japonya denizin ortasında üzerinde kimse yaşamayan ve ‘sahipsiz’ bulduğu bu adaları da kendi haritalarına dahil edivermişti.
2. Dünya Savaşı’nda Japonya yenilince adalar ABD’ye geçti.
1972 yılındaysa ABD adaların yönetim hakkını tekrar Japonya’ya verdi. Ancak bu karar Çin’den ve Tayvan’dan tepki gördü. Biri yakınlığını diğeri tarihini göstererek adaların onlara ait olduğunu savunmaya başladı.
(Küçük bir not: Bölgedeki ilk petrol rezervinin keşfinin 1968 yılı olması yüz yıllar sonra ortaya çıkan bu talepler için manidar tabi)

Adalarda bayrak krizi

Adalar 1972’den bu yana Japonya’nın özel mülkiyetinde. Ancak 2010 yılında siyasi kriz iyice derinleşti. Bölgede balıkçılık yapan bir Çinli, Japon sahil güvenliği tarafından tutuklandı. Karşılıklı açıklamalar tansiyonu iyiden iyiye yükseltti.
Nisan ayında aşırı sağcı olarak bilinen Tokyo valisi adaları işadamı sahibinden satın almak için bir bağış kampanyası başlattı. Kısa sürede bankada biriken para miktarı arttı. Bu arada olaya tepki gösteren beş Hong Konglu aktivist adalara çıkarma yaptı. Japonya tarafından tutuklansa da adaya Çin bayrağını dikmiş oldu. Buna tepki olarak aralarında milletvekillerinin de bulunduğu 14 kişilik bir Japon grup adaya gidip Japon bayrağı dikti. Bu dönemde sokaklar da dolmaya başlamıştı. Tokyo Valiliği sonunda 11 Eylül’de adaları 26 milyon dolara satın aldığını açıkladı. Çin yapılan açıklamalara göre gelişmeleri ‘yumruklarını sıkarak izliyordu’.

Kriz büyüdükçe milliyetçilik güçleniyor

Japonya’nın bu adımı sokak protestolarını alevlendirdi. Japonya’da Çin aleyhtarı 50-60 kişinin katıldığı daha küçük çapta gösteriler yapılsa da özellikle Çin’in başkenti Pekin’de yapılan gösterilere katılım on binleri buldu. Fakat iddialara göre gösterileri bu durum işine gelen Çin yönetimi destekliyor. Atılan SMSlerle halk gösterilere çağırılıyor, gelenlere yemek hatta para veriliyor. Görüntülerde Çinli polis sayısının azlığı da dikkat çekiyor. (Tabi bunlar hep iddia)
Ancak her ne olursa olsun gösterilerden gelen görüntülerde beni çok endişelendiren bir pankart oldu. Japonlara ait bir binanın önüne asılmış dev bir brandada “Çin tamamen mezar taşlarıyla da kaplansa, ülkemizi yok etmemiz de gerekse, tüm Japonları öldürmeliyiz” yazıyordu. Tek bir slogan aslında milyonlarca şey anlatıyordu. Çinli bir arkadaşıma ‘Sen sushi de yapabiliyor musun’ diye sorduğumda ‘Japonlar bizim düşmanımız, onların yemeklerini yapmam’ diye çok sert bir azar işitmiştim. Daha çocukluktan çizgi filmlerle, karate filmlerindeki kötü karakterle, okul kitaplarındaki bilgilerle empoze edilen bir “düşman” figürü vardı. Yıllardan gelen kocaman nefret… Daha 1937’e Nanking Katliamı’nı yaşamış bir toplum vardı karşımızda. Japonlar İkinci Çin-Japon Savaşı sırasında dönemin başkenti Nanking’i ele geçirmişti. Japon askerler altı hafta boyunca tüm şehri yağmalamış ve yerle bir etmişti. 250-300 bin sivil korkunç şekillerle (subayların kendi aralarında insanları kılıçtan geçirme yarışmaları yaptığı, insanları diri diri gömdüğü, toplu ateşe verdiği…vb söylenir)  katledilmiş, on binlerce kadın tecavüze uğramıştı.
İşte toplumsal hafızada henüz bu katliamı unutmayan bir toplum halen Japonları en büyük düşman olarak anımsıyor. O yüzden de adalarını ne pahasına olursa olsun Japonlardan geri almak istiyor. Japon Büyükelçiliği’nin önünü dolduruyor, Japonların yaşadıkları mahalleleri basıyor, dükkanlarını talan ediyor, Panasonic, Sony gibi Japon firmalarının üretim tesislerine saldırıyor… Japon firmaları bir bir Çin’deki üretimlerini geçici olarak kapattıklarını duyuruyor. Çin’de yaşayan korku içindeki 100 bin Japon ise çareyi Çin’den kaçmakta buluyor. Reuters havaalanında bu kişilere mikrofon uzatmış. Kimi bir süredir sokakta Japonca konuşmuyordum diyor, kimiyse nerelisin diye sorduklarında Koreliyim diyordum diyor. Çin’de internet üzerinden yapılan bir ankete göreyse halkın %83’ü diplomatik çözüm yerine doğrudan askeri müdahaleyi destekliyor. İşte bir fitil ve ateşlenen koskocaman bir tarih…

ABD ve Rusya da oyuna dahil oldu, saflar belirleniyor

Rusya APEC zirvesi sırasında açıkça bu konuda Çin’in yanında yer aldığını söyledi. ABD ise sözde tarafsız. Ancak ne zaman adalarla ilgili bir açıklama yapılsa Japonya’nın adalara verdiği isim olan Senkaku’yu kullanılıyor. Üstelik ABD ve Japonya arasında 1960 yılında imzalanan bir Ortak Savunma Anlaşması var. Bu anlaşma gereği aslında ABD konuya doğrudan müdahil olmuş durumda. Geçen hafta Amerikan Savunma Bakanı Leon Panetta hem Japonya hem de Çin’i kapsayan bir tura çıktı. Herkes bu temaslar sırasında itidal çağrısı yapılacağını, sakin olun sözleri geleceğini biliyordu. Ancak lafta ağızlardan bunlar çıkarken, bir yandan da ABD, Japonya ile yeni bir füze savunma sistemi anlaşması imzaladı. Hani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu denir ya; tam da öyle işte. Her iki ülkeyi de ziyaret edip ‘aman savaş çıkabilir dikkat edin, sakin olun’ derken resmi açıklamalara göre Kuzey Kore tehdidine karşı yeni bir füze savunma sistemi kurulacağı açıklandı.

Peki bu yaşananlar, dünyanın en büyük 2. ve 3. ekonomisi arasında savaşa yol açar mı?

21. yüzyılda yaşayan iki teknoloji devi ülkeden bahsediyoruz tabi. Siber savaş başladı bile. Çinli hackerlar geçen hafta Japon hükümetine ait 19 websitesini çökertti. Ancak pek çok uzmana göre fiziksel bir savaş çıkar mı sorusunun yanıtı hayır! Çin’i 90 yılı aşkın süredir yöneten Komünist Partisi’nde on yılda bir yapılan liderlik değişimine çok az bir süre kaldı. Hem Japonya hem de müttefiki ABD’de de seçimler yakın. Böyle bir durumda ülkelerin risk alacağını sanmam. Ancak Japonya’da ana muhalefet partisi milliyetçi adayları ön plana çıkararak anketlerde oylarını artırıyor. Bu da Başbakan Yoshihiko Noda’nın elini kolunu bağlar. Oy kaybetmemek adına adalar krizinde geri adım atamayacak bir durumda. Bu da demektir ki sorun şimdilik böyle askıda kalır…

, , , , , ,

Related Post

Z jenerasyonuna klasik eğitim yetmiyor!

Çin’de Bo-Gu Skandalı

Yorumlarınız benim için çok önemli...