Yeter ki kepaze olayım…

2014/08/23 Genel,Spor damladogan

Çemberin giderek daraldığı, giderek dışına itildiğimiz günlerde gönül rahatlığıyla çemberin dışına çıkmanın yolunu buldum. Okçuluk dersiyle hem de… Kepazelik bunun neresinde mi? Yazının en sonunda.


Ne demiş şair… “Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın”…
“Kendin içindeyken kafan dışındaysa” olmaz… Meyhane masaları paklar seni… Sıkışıp kalırsın o çemberin içinde. Sınırlanırsın…
Çemberin giderek daraldığı, giderek dışına itildiğimiz günlerde gönül rahatlığıyla çemberin dışına çıkmanın yolunu buldum.
Okçuluk dersiyle hem de.
***
Ata sporu olduğundan, genetik midir bilmem hep çok sıcak gelmiştir okçuluk bana. Ne zamandır deneme hayalim vardı. Sonunda fırsatını buldum…
İki ok atıp çıkarım diye girdiğim ders Okçuluk Milli Takımı Antrenörü hocam Metin Gazoz’la bambaşka bir noktaya gitti. Meğer ne kocaman bir felsefeymiş bu okçuluk!
***
Hedef tahtasında iç içe geçmiş 3 çember… 3’ü de farklı renkte.
Amaç en ortadakini tutturmak sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Amaç elindeki 3 oku da aynı yere atmak.
Okçuluktaki ilk temel eğitimde amaç bu.
Nereye attığın değil, nasıl attığın önemli.
Çünkü “sen aynı yere atmayı öğrendikten sonra nereye attığını daha sonra ayarlayabilirim” diyor Metin Hoca. Çemberin dışına çıktığında da zorla iteklemiyor seni içeri.
Gönül rahatlığıyla belki de ilk defa “Kal orada” diyor sana bir ses.
***
Hayatın ta kendisi çünkü okçuluk…
Olay tamamen konsantrasyon işi.
Duruşunu düzelt. Hedefe bak. Konsantre ol. Nişan al.
Ve tak.
Okun tam da hedefte…
Her adım aynı öneme sahip.
Birini atlarsan ok gitmez.
Yavaş ama kararlı olacaksın…
***
Ne kadar zevkli olacağını hiç tahmin etmezken bir anda kursa yazılmış buldum kendimi.
Dersin ardından da bilgisayara kavuşmayı bekleyemeden telefonda yazmaya başladım bu yazıyı…
Tuhaf ama gerçek.
Çok da şey öğrendim o bir saatte…
Okçuluğun tarihinin Milattan Önce’ye dayandığını tahmin ediyordum. Ama Türklük ile bu kadar özdeşleştiğini bilmezdim.
Öyle ki ÖSS gençliğiyiz. Hâlâ aklımda kalıp bilgidir: Türk kelimesinin ilk geçtiği eser Orhun Yazıtları’dır.
Milat’tan Sonra 730’lu yıllar…
O yazıtlarda mesela ok ve yay için ayrı ayrı sembol harfler varmış.
Yani o zamanlarda bile öyle yaygınmış ki, adamlar kendi alfabelerine bile bir sembol olarak yer vermişler oka ve yaya…
***
Bir de her gün kullandığımız deyimler…
Tüm ders en çok neye şaşırdın derseniz bunu söylerim…
Mesela “Ok yaydan çıktı bir kere…”
Yani artık ister ayaklarının duruşunu, ister açını değiştir okun varacağı yer değişmez.
Ya da “ne çile çektim”…
Çile oku fırlatmaya yarayan o yay kısmına verilen eski isim…
Çok çile çekmek çok atış yaptığın, yani çok çalıştığın anlamına geliyor.
Bir tane daha… “Kepaze oldum”…
Kepaze de bir okçuluk terimi…
Okçuluğu öğrenmek için kullanıldıkça eskiyen ve gevşeyen ok yayına deniyor.
Yani kepaze oldum da aslında defalarca ok ata ata, bu gevşemiş yaya döndüm anlamı taşıyor.
Ben de bu dersler sonunda kepaze olmaya razıyım.
Hadi bakalım göreceğiz…

,

Yorumlarınız benim için çok önemli...