O gömlek yıkamadan değil, ‘doğasından’ yıpranıyor

2016/08/21 Yaşam damladogan

Ne kadar özensek de aldığımız kıyafetlerin ‘mahvolmasının’ önüne geçemiyoruz. Ya yıkayınca çekiyor, ya rengi atıyor ya da zamanla dikişleri sökülmeye başlıyor. Hep kendimize ya da çamaşır makinelerine atıyoruz ya suçu… Hâlbuki masummuşuz. Meğer o kıyafetler zaten en baştan yıpransınlar diye dikiliyormuş.


Herkesin anne-babasının dolabında mutlaka gençliklerinden kalma en az bir kıyafet vardır. 20’li 30’lu yaşlarında aldıkları ama yılların eskitemediği bir kazak ya da belki bir gömlek. Eskiden yıllarca kullanılırdı kıyafetler. Ama tüketim toplumu işte… Son yıllarda her şey gibi kıyafetlerin de son kullanma tarihleri oluştu. Tüm eşyalar gibi onlar da birkaç yıl içinde kullanılamaz hale gelmeye başladılar. Üstelik bunu derinlemesine araştıranlara göre en ucuzundan, en pahalısında durum hep benzer. İster 3-5 liraya internetten bir tişört alın, ister yüzlerce liraya kaliteli bir palto… Hepsi aynı oranda yıpranıyor.

 

Bir gömleğin ömrü 30 yıkama

Bu konuda araştırmalar yapan ABD merkezli Uluslararası Kuru Temizleme & Çamaşırhane Enstitüsü’ne göre bir erkek gömleği ortalama 30 yıkama dayanacak şekilde üretiliyor. Çok ünlü spor markalarının bazı spor ayakkabıları için de durum benzer. Örneğin piyasada 350 liraya satılan spor ayakkabıları aslında sadece 100 kilometre koşabilmenize uygun. Daha sonra yıpranıyor ve kullanılamaz hale geliyor. 15 liraya aldığınız bir beyaz tişört en fazla iki yıkama dayanıyor. Maalesef yapılan analizler 400 lira verilen düz beyaz tişörtler için de benzer. O da en fazla 12 yıkama dayanıyor.

Bir kıyafet sadece 7 kez giyiliyor

Aile büyüklerimiz bir mont aldıklarında beklentileri onu en az 3-4 kış kullanabilmekti. Hatta biz küçükken bile her şey büyük alınır, bu sayede bir sonraki yıl da kurtarılırdı. Peki, geçen zamanla ne değişti? Şimdi her şeyin o kadar ucuz alternatifleri oluştu ki, beklentiler de düştü. İnsanlar aldıkları ürün kısa sürede deforme olsa da sesini çıkarmıyor. Çünkü zaten olurunun çok altında bir fiyata aldığını biliyor. Bazı uzmanlar ise planlı olarak modanın sürekli değişmesini gerekçe gösteriyor. Onlara göre bu sinsice bir yöntem. Tüketicilerin devamlı modası geçti diyerek yeni şeyler almasına neden oluyor. Bu sayede de ürünlerin yıpranması bir nevi gizleniyor. Yapılan bir araştırmaya göre alınan yeni bir ürün atılmadan önce ortalama 7 kez giyiliyor. Birkaç kez giydikleri bir kıyafetin eskidiğini düşünen kadınların oranı ise yüzde 33.

 

Sentetik kıyafetler yıkandıkça bozuluyor

 

Kıyafetlerin yapımında kullanılan kumaşlar da eskisine göre çok daha kalitesiz. Tasarımcı bir arkadaşım istediği kalitede kumaş bulamadığı için günlerce dokutmakla uğraşırdı kumaşlarını. Haksız değil… Piyasadaki ürünlerin çoğu sentetik. Fiyatların düşmesindeki en önemli etkenlerden biri de işte bu. Kıyafetler polyester ve naylondan yapılıyor. Bu yüzden de daha ilk yıkamadan mahvoluyorlar. Eskiden sıklıkla kullanılan saf yün, pamuklu, ipek ya da keten kumaşlar bugün hala sapasağlam duruyor. Dikkat edin, ‘vintage’ diye aldığımız ikinci el birçok ürün bu kumaşlardan. Üstelik dikişler de kalitesiz. Birçok ürün gelişmekte olan ülkelerde, günlük 6-7 lira ücret alan işçiler tarafından dikiliyor. Talep karşılansın diye de bu insanlar günde 13-14 saat çalışmak zorunda kalıyor. Yani aslında aldığımız ürünlerin neden ‘kalitesiz’ olduğuna pek de şaşmamak gerekiyor.

Firmalar bizi nasıl kandırıyor?

Markaların da ürünleri hızlı yıpransın diye özellikle yaptıkları şeyler yok değil. Pamuklu ve polyester gibi beraber yıkamaya uygun olmayan kumaşları bir arada kullanmak bunlardan biri. İkisi de yıkama sırasında farklı oranlarda çekecekleri için uzun vadede kıyafetlerin formu bozuluyor. Çok hassas kumaşların kaba saba dikimi de bir başka etken. Bu, yıkama sırasında dikişlerin açılmasına ve delikler oluşmasına neden oluyor. Firmaların kullandığı bir başka yöntem ise düğmeleri iyi dikmemek. Çoğu birkaç yıkama sonrasında düşüyor. Yedek düğmeyi saklamayan birçok kişi de uyan düğme aramaktansa zaten çok ucuza aldığı o ürünün yenisini satın almayı tercih ediyor. Ürünlerin kenarlarına sürfile yapmamak da bir yöntem… Bu sayede bluzlar birkaç yıkama sonrası kenarlarından sökülmeye başlıyor. Ve bizler de terziye götürüp de uğraşmaktansa, atıp yenisini alıyoruz.

Satın alırken dikkat edilmesi gerekenler

Peki, ne yapmak lazım? Pahalı ürün daha çok dayanır sanmayın. Mesela aldığınız 350-400 liralık bir kot pantolonun yıpranma açısından baktığınızda 50 liralık bir benzerinden aslında hiçbir farkı olmayabilir. Tek çare dikkatli olup ürünleri incelemek. Mutlaka etiketine bakın ve hangi kumaştan yapılmış olduğunu kontrol edin. Doğal ürünler yıllarca kullanılabilir. Bu yüzden de yüzde 100 pamuklu, ipek ya da yün tercih edin. Dikişlerine bakmak da önemli. Ürünü bir ters yüz edin, dikişler düzgün mü, sağlam mı, iyice bakın. Havaya tuttuğunuzda dikişlerin arasında küçük delikler varsa ve ışık geçiyorsa bu onun iyi dikilmediğini gösterir. Dikişlerin sıkı olmasına dikkat edin.

 

Kıyafetleri çöpe atıyorum deyip geçmeyin

 

Bir küçük uyarı daha. Giymediğimiz onlarca kıyafetimizi birilerine veriyoruz ya da atıyoruz. Ama tüm bunların doğaya etkisini hiç düşünmüyoruz. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre sadece İngiltere’de bir yılda 30 kilogramlık kıyafet çöpe atılıyor. Bu ürünlerin zaten kaliteli kumaşlardan yapılmadığı aşikâr. Yani çöpe giden çoğu zaman sentetik ürünler oluyor. 2-3 kere giydiğimiz bir kıyafetin doğada yok olması ise onlarca yıl sürüyor. Üstelik araştırmalara göre sentetik ürünlerin içindeki mikro lifler sadece sular için değil, besin zinciri için de zehirli etkiye sahip.

 

DAMLAAA-page-001

, , , ,

Yorumlarınız benim için çok önemli...